Araştırma Verisi Yönetimi: Türkiye’de Hangi Standartlar Kullanılıyor?

Bir doktora öğrencisi üç yıllık saha verisini harici diske kaydedip bilgisayarını değiştirince dosyaların büyük bölümünü kaybetti. Bu senaryo hâlâ Türkiye’deki pek çok araştırmacı için gerçek bir risk. Oysa Avrupa’da fon ajanslarının büyük çoğunluğu 2023’ten itibaren Veri Yönetim Planı (DMP) zorunluluğunu proje başvurusunun ön koşulu haline getirdi.

\n\n

DMP Nedir, Neden Bu Kadar Önemli?

\n

Veri Yönetim Planı; hangi verilerin üretileceğini, nasıl depolanacağını, kiminle paylaşılacağını ve projenin bitiminden sonra ne olacağını önceden belgeleyen yapılandırılmış bir dokümandır. Horizon Europe başvurularında DMP zorunlu hale geldikten sonra TÜBİTAK da 2024 Uluslararası İşbirlikleri çağrılarında bu belgeyi talep etmeye başladı. Ancak yurt içi 1001, 1002 gibi temel destek programlarında DMP henüz zorunlu değil.

\n\n

FAIR İlkeleri: Soyut Değil, Ölçülebilir

\n

Findable (Bulunabilir), Accessible (Erişilebilir), Interoperable (Birlikte Çalışabilir), Reusable (Yeniden Kullanılabilir) kısaltmasından oluşan FAIR, 2016’da Nature’da yayımlanan bir bildirgeyle çerçevelendi. Türkiye’de ise bu ilkelere uygun altyapı oldukça sınırlı. Araştırmacılar verilerini çoğunlukla Google Drive veya üniversite sunucusunda tutuyor; bu depoların ne metadata standardı var ne de kalıcı tanımlayıcı (PID).

\n\n

Türkiye’de Mevcut Depolama Altyapısı

\n

    \n

  • TÜBİTAK ULAKBIM: ULAKBİLGE adıyla araştırma veri deposu hizmeti sunuyor; DataCite DOI tahsisi yapıyor. Kapasite kısıtlı, yoğun veri setleri için başvuru öncesi iletişim şart.
  • \n

  • DergiPark: Makale eki olarak veri dosyası yüklemeye 2023’ten itibaren izin veriyor; ancak bu bir depolama çözümü değil, sadece bir ek mekanizması.
  • \n

  • Zenodo (CERN): Avrupa kaynaklı olmakla birlikte Türk araştırmacılar tarafından en sık kullanılan açık depo. 50 GB’a kadar ücretsiz, her yükleme bir DOI alıyor.
  • \n

  • OSF (Open Science Framework): Sosyal bilimlerde tercih edilen, versiyon kontrolü olan bir platform; Türkiye’de psikoloji çevrelerinde yaygınlaşıyor.
  • \n

\n\n

Disipline Göre Farklılaşan İhtiyaçlar

\n

Genomik araştırmacılar için NCBI SRA (Sequence Read Archive) fiilen zorunlu; Nature ve Science gibi dergiler kabul kararı vermeden önce erişim numarasını istiyor. İklim verileri için Copernicus CDS referans standart. Sosyal bilimciler ise anket verilerini ICPSR’a yüklemek yerine genellikle makale eklerine koyuyor; bu da hem bulunabilirliği hem atıflanabilirliği düşürüyor.

\n\n

Metadata Standardı: Dublin Core Yetmez mi?

\n

Dublin Core 15 elemanlı basit yapısıyla başlangıç için yeterli görünse de veri setlerinin tanımlanması için DataCite Metadata Schema 4.5 çok daha ayrıntılı bir çerçeve sunuyor. İlişkili yayın, fon kaynağı, veri tipi ve coğrafi kapsam gibi alanlar, veriyi keşfedilebilir kılıyor. Türkiye’deki depolama sistemlerinin yalnızca bir kısmı DataCite şemasını tam destekliyor.

\n\n

Pratik Adım: Üç Günde Temel DMP

\n

    \n

  • DMP Online (dmponline.dcc.ac.uk) aracını açın; Türkçe şablon olmasa da Horizon Europe şablonu iyi bir başlangıç noktası.
  • \n

  • Hangi verinin kişisel, hangisinin ticari gizlilik içerdiğini, hangisinin kısıtlı olduğunu sınıflandırın.
  • \n

  • Projenin bitimiyle veriyi hangi depoya koyacağınıza karar verin ve depoda hesap açın.
  • \n

  • DOI talebini fon bitiş tarihinden en az altı ay önce yapın; geç kalmak veri kaybına eşdeğerdir.
  • \n

\n\n

Kurumsal Sorumluluk: Üniversiteler Ne Yapmalı?

\n

İngiltere’de UKRI, kurumların kendi veri politikasını yayımlamasını fon koşuluna bağladı. Türkiye’deki üniversitelerin büyük çoğunluğunun yayımlanmış bir araştırma verisi politikası yok. ODTÜ ve Bilkent bu alanda politika belgesi hazırlamış ender kurumlar arasında; diğerleri için bu hâlâ bir boşluk. Araştırmacının kendi insiyatifi olmak zorunda kaldıkça veriler kaybolmaya devam edecek.

\n\n

Ölçüt Değil, Alışkanlık Meselesi

\n

Veri yönetimi, proje bitiminde hatırlanan bir formalite değil, araştırmanın başından kurulan bir alışkanlık sistemi. Türkiye’deki araştırmacılar için acil olan şu: uluslararası fon çağrılarına girebilmek için bu alışkanlığı edinmek artık seçenek değil, zorunluluk haline geldi.